Sağır Mısın Demek Hakaret Mi?
Bir gün birisi size, “Sağır mısın?” diye sorsa, ne hissedersiniz? Yalnızca bir soruya mı maruz kaldınız, yoksa bir hakarete mi? Türkiye’de sıkça karşılaşılan, dilimize yerleşmiş bir ifadeye yönelik bu soru, sadece kelimelerden ibaret olmanın ötesinde, çok daha derin ve tartışmalı bir anlam taşıyor. Bazen “sağır mısın?” diyerek, karşımızdaki kişiye acımasızca bir küçümseme veya alay etme niyetinde olabiliyoruz. Ama gerçekten, sağır olmak bir hakaret midir? Yoksa bu tür ifadeleri norm olarak kabul etmemiz mi yanlış?
Sağır olmak, bir insanın fiziksel ya da duyusal bir engeliyle ilgili bir durumdur ve bu durumun küçümsenmesi, hakaret olarak kabul edilebilir. Ancak, “sağır mısın?” ifadesi, sadece bir kişinin duyma yeteneğiyle ilgili değil, aynı zamanda toplumsal normlara, dilin kullanımı ve sosyal anlayışımıza dair önemli soruları da gündeme getiriyor. Eğer birisi bu soruyu anlamadığınız veya ilgilenmediğiniz bir durumda soruyorsa, bu daha çok “dikkatimi çekmedin” veya “bana hitap etmiyorsun” anlamına gelir, fakat yine de kendisini küçümseme ve hor görme izlenimi yaratabilir.
Dilin Gücü ve Algıdaki Farklar
Dilin gücü, toplumda neyin doğru, neyin yanlış olduğunun belirlendiği temel araçlardan biridir. “Sağır mısın?” gibi bir ifade, gündelik dilde sıkça kullanılan bir söz olabilir, fakat bu kelimeler kullanıldığında karşıdaki kişi üzerinde yaratabileceği etkileri de göz önünde bulundurmalıyız. Sağır olmanın bir tür eksiklik olarak görülmesi, dildeki “doğal” kullanımı yıkabilir. İnsanlar arasında ayrımcılık yaratmak, herhangi bir farklılık üzerinden yapılan alay ve küçümsemeler, toplumsal normların ne kadar gerisinde kaldığımızı gösteriyor.
Toplumsal Duyarsızlık ve Empati Eksikliği
Bugün hala “sağır mısın?” gibi ifadelerin toplumsal dilde bu kadar sık kullanılabiliyor olması, aslında ciddi bir empati eksikliğini de gözler önüne seriyor. İnsanlar bazen, karşımızdaki kişinin duyma yeteneğini sorgularken farkında olmadan o kişiyi dışlıyorlar. Oysa ki sağır olmanın, kişinin zekasına, başarısına veya karakterine hiçbir etkisi yoktur. Toplumun bazı bireyleri, sağır olmayı bir tür zayıflık veya eksiklik olarak görmekte, bu da dilin ve davranışların yeniden şekillendirilmesi gereken önemli bir nokta haline geliyor.
Burada sormamız gereken esas soru şu: Bir kişinin sağır olması, ona yönelik küçümseyici ifadelerin meşrulaşmasına nasıl olanak tanıyabiliyor? Neden, bir kişiye hitap etmek için önce onu etiketlemeyi tercih ediyoruz?
Hakaret Mi, Yoksa İfade Hürriyeti Mi?
Bu soruya yanıt verirken, hakaretin tanımını gözden geçirmek gerekir. Birine sağır olup olmadığı sorulması, ilk bakışta sadece bir soru gibi görünebilir. Ancak, bu soru eğer aşağılama, küçümseme veya dalga geçme amacı taşıyorsa, o zaman ciddi bir hakaret olarak değerlendirilebilir. Çünkü bu tür ifadeler, insanların algılarında sağır olmayı bir eksiklik, bir “yetersizlik” olarak kodlar. Oysa ki bir bireyin engeli, ona karşı daha fazla saygı ve anlayış geliştirmemize neden olmalıdır.
Toplumsal bakış açısı, engellilikle ilgili yanlış algılarla şekillendiğinde, sağır olmak gibi bir durum yalnızca bedensel değil, aynı zamanda sosyal bir “yetersizlik” olarak kabul edilebiliyor. Bir dildeki bu tür ifadeler ise, toplumsal kabullerin bir sonucu olarak, sürekli bir şekilde yeniden üretiliyor.
Ne Yapmalıyız?
Sadece “sağır mısın?” demekle yetinmeyip, dilimizdeki engellilik temalı diğer yanlış kullanımlara da dikkat çekmek, toplumsal bir sorumluluktur. Bu tür dilsel ifadeleri sorgulamak, bizlerin ne kadar empatik ve duyarlı bireyler olduğumuzu test etmenin bir yolu olabilir. Hepimiz, dilimizi kullandıkça toplumsal yapıyı şekillendiriyoruz. O zaman, dilimizi daha dikkatli ve bilinçli kullanmak, aslında hepimizin daha sağlıklı bir toplumu inşa etmemiz anlamına gelir.
Sonuç: Sadece “Sağır Mısın?” Değil, Tüm Dilsel İfadeler De Gözden Geçirilmeli
Evet, “sağır mısın?” demek, bazen küçümseyici bir yaklaşımı ve dolayısıyla bir hakareti içinde barındırabilir. Ancak mesele sadece bu ifade ile sınırlı değildir. Dilin tüm kullanımları, toplumsal yapıyı yansıttığı kadar, toplumu şekillendirici bir işlev de görür. O yüzden, hepimizin dilini gözden geçirerek, empati, saygı ve anlayış ekseninde kullandığımız sürece, daha sağlıklı bir toplumsal yapıya katkıda bulunabiliriz.
Giriş kısmı bence anlaşılır, ama biraz daha canlı olabilirdi. Buradan hareketle şunu söylemek isterim: Hakaretin anlamı , Türk Ceza Kanunu’nun 125. Hakaret suçu, yazılı metinler, görsel içerikler, işaretler ve beden dili gibi çeşitli araçlarla da işlenebilir.
Ebru!
Teşekkür ederim, önerileriniz yazıya samimiyet kattı.
Metnin başı düzenli, fakat özgün bir bakış açısı biraz eksik kalmış. Kısaca ek bir fikir sunayım: Hakaret , bir kişinin onur, şeref ve saygınlığını zedeleyebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat ederek ya da sövmek suretiyle gerçekleştirilen bir suçtur . Hakaret sayılmayan ifadeler ise genellikle eleştiri, kaba hitap veya rahatsız edici nitelikte olup, hukuki açıdan hakaret suçu kapsamında değerlendirilmez .
Yaren!
Teşekkür ederim, katkılarınız yazıya doğallık kattı.
Metin ilk bölümde anlaşılır, sadece daha güçlü bir ton beklenirdi. Bunu okurken not aldığım kısa bir ayrıntı var: Küfür ise, din, vicdan, inanç ve ibadet hürriyetini aşağılayıcı nitelikteki sözler söyleme fiilidir. Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesinde düzenlenmiştir. Dolayısıyla, küfür etmek, ifade özgürlüğünün sınırları içinde değerlendirilirken; hakaret, şeref ve haysiyet suçları kapsamında değerlendirilir .
Ayla!
Önerilerinizle tamamen hemfikir değilim ama teşekkür ederim.
ilk bölümde güzel bir zemin hazırlanmış, ama çok da sürükleyici değil. Benim bakış açım biraz daha şöyle ilerliyor: Ayrıca, her türlü aşağılayıcı ifade de hakaret olarak kabul edilmez ; ifadelerin objektif ve nesnel bir şekilde kişinin onurunu zedeleyecek nitelikte olması gerekir . Hakaret , bir kişinin onurunu, saygınlığını ve kişilik haklarını zedeleyen sözler veya eylemler ile işlenebilen bir suç türüdür.
Güneş!
Katkınız, yazının güçlü ve zayıf yönlerini daha net görmemi sağladı; emeğiniz çok değerliydi.
İlk bölüm konuyu toparlıyor, ama biraz daha cesur bir dil iyi olabilirmiş. Bu bilgiye küçük bir çerçeve daha eklenebilir: Küfür etmek ve hakaret, benzer kavramlar olsa da hukuki açıdan farklı anlamlar taşır. Hakaret , bir kimsenin şeref ve haysiyetini rencide edecek şekilde, olumsuz bir nitelemede bulunma veya aşağılayıcı bir ifade kullanma fiilidir. Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinde düzenlenmiştir.
Yıldız!
Düşüncelerinizin bazılarını paylaşmıyorum, fakat emeğiniz için teşekkürler.
Başlangıç bölümü dengeli, ama sanki biraz güvenli tarafta kalmış. Daha önce denk geldiğim bir durumda şöyle olmuştu: Hakaret , bir kişinin onur, şeref ve saygınlığını zedeleyebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat ederek ya da sövmek suretiyle gerçekleştirilen bir suçtur . Hakaret sayılmayan ifadeler ise genellikle eleştiri, kaba hitap veya rahatsız edici nitelikte olup, hukuki açıdan hakaret suçu kapsamında değerlendirilmez .
Rıza!
Tamamen aynı düşünmesek de katkınız için teşekkür ederim.
İlk bölüm konuyu toparlıyor, ama biraz daha cesur bir dil iyi olabilirmiş. Ben bu durumu kısaca böyle özetliyorum: Küfür etmek ve hakaret, benzer kavramlar olsa da hukuki açıdan farklı anlamlar taşır. Hakaret , bir kimsenin şeref ve haysiyetini rencide edecek şekilde, olumsuz bir nitelemede bulunma veya aşağılayıcı bir ifade kullanma fiilidir. Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinde düzenlenmiştir.
Selma! Değerli dostum, sunduğunuz fikirler yazının bilimsel yönünü pekiştirerek daha güvenilir bir metin oluşturdu.