Orjinal Kale Kaç Metre? Bir Yıkımın Ardında Kalan Soru
Kayseri’nin arka sokaklarında bir sabah yürürken aklımda tek bir soru vardı: “Orjinal kale kaç metre?” Gerçekten bu kadar basit bir soruya nasıl bu kadar takıldım, bilmiyorum. Ama bazen, bir soruya takılmak, bir şehri, bir anıyı, bir dönemi tekrar hatırlamak gibi oluyor. O gün de öyle oldu. Kafamda dönen bu sorunun bir anlamı vardı. Bazen, bir kalenin gerçek uzunluğunu bilmek, hayatındaki eksik parçaları tamamlamak gibidir. Öyle bir anımsama, bir yıkımın ardında kalmış bir his gibi…
O Gün, O Kısacık Yürüyüş
O gün Kayseri’nin sıcak bir yaz sabahıydı. Her zaman olduğu gibi, iş yerimden çıkıp öğle arası yürüyüş yapmaya karar verdim. Akşamdan beri kafamda orjinal kale meselesi vardı. Herkes kale diye bir yerden bahsediyor, ama nedir bu kale, nerededir, ve gerçekten ne kadar uzundur? Bunu merak ediyordum. Bir de, biraz kasvetli bir duygu var içimde. Hayatımın son birkaç ayında bir şeyler eksik gibi hissediyordum. Aşk mı, arkadaşlık mı, hayallerim mi? Bilmiyorum. Belki de bu yüzden, “Orjinal kale kaç metre?” sorusu kafamda dönüp duruyordu. Bir anlamı olmalıydı.
Kayseri’nin dar sokaklarından geçerken, gözlerim hep yukarıda, o eski taşlardan yapılmış kalenin izlerini arıyordu. İnsanlar yürürken, her şeyin normal olduğunu düşündüm. Oysa ben, bu soruya takılarak bir yandan da hayatı sorguluyordum. “Belki de hayat da bir kale gibi. Kimi zaman duvarlar yüksek olur, kimi zaman yıkılır, içinden geçmek gerekir.” diye düşündüm. O an, bir anlam arıyordum. Gözlerim, eski taşlarda geziyor, o taşların ne kadar dayanıklı olduklarını düşünüp, içimdeki kırık dökük duygulara bakıyordum.
Bir Kaleye Tırmanış: Yıkılmış Umutlar
Bir zamanlar, bu kalesiyle ünlü Kayseri’nin kalbi, bana hep heyecan verirken, şimdi bir garip hüzünle yaklaşıyorum. Kalenin gerçekten orjinal halini görmek istedim. Taşlarına dokunmak, o eski zamanlara, o savaşlara bir yolculuk yapmak… Fakat bir şeyler vardı. Belki de o soruyu sorarken, sadece geçmişin izlerine değil, kaybolmuş hayallerime de dokunmak istiyordum. Kalenin yıkık, terkedilmiş halleri de bana bir şeyler anlatıyordu. Neredeyse her köşe, kaybolmuş bir umudu, terk edilmiş bir anıyı hatırlatıyordu. Kalenin etrafında dolaşırken, kalbimdeki boşluk da her geçen saniye biraz daha büyüyordu. Bu kaybolan duvarlar gibi, içimde kaybolan bir şeyler vardı.
O an ne yapacağımı bilmiyordum. Kafamda dönüp duran sorulara takıldım, “Orjinal kale kaç metre?” sorusunu tekrar ettim. Sonra fark ettim ki, bu soruya verdiğim cevap, aslında hayatıma dair bir şeyleri değiştirebilir. Bir kalenin uzunluğu, sadece taşları ve duvarlarıyla ilgili değildi. O kalenin uzunluğu, aynı zamanda benim içinde kaybolduğum zamanla, geçmişimle, yaşadıklarımın ve kayıplarımın bir simgesiydi. Bu yüzden, sorduğum sorunun cevabını bilmem gerekmiyordu. Çünkü aslında cevabı bulduğumda, her şey daha karmaşıklaşacaktı.
Bir Anın İçinde Kaybolan Zaman
Bir yıkıntının içinde kaybolmuş, kendimi sorgulayan biri olarak o an gerçekten çok huzursuzdum. O duvarlar, taşlar, kaybolmuş kalenin üstünde gezinirken, hayatımı daha fazla sorgulamamak için kendimi zor tutuyordum. O eski kalenin taşlarını ellerimle okşarken, bir yıkımın altına girmemek için bütün gücümle direniyordum. Ama bir yandan da, belki de geçmişin kalıntılarında, bir şeyleri bulmak istiyordum. Yıkık dökük bir kalenin içinde kaybolan ben, sanki daha fazla umut arıyordum. Biraz da kendi içimdeki huzuru aramak istedim. Kayseri’nin güneşi, her şeyi aydınlatıyor, ama içimdeki karanlık bir türlü kaybolmuyordu.
Sonunda Cevap Buldum: Kalenin Uzunluğu
Bir şekilde, o günü geçirdikten sonra, geceyi beklerken sonunda cevabı buldum: “Orjinal kale kaç metre?” Cevap, bir yere kadar önemliydi ama asıl soru, neden bu kadar takıldığımda ve bir anlam aradığımda. Kalenin uzunluğu, bana hayatta kalmak, direnmek ve geçmişin acılarıyla yüzleşmek için bir işaret gibi geldi. Her şeyin geçici olduğunu, hayatın bir kale gibi her zaman değişebileceğini hatırladım. Belki de bu soruya takılmam, sonunda bir anlam kazandı. Çünkü hayatta bazen kaybolmuş, eksik bir şeyler ararız. Ama gerçekte, o eksiklikler bizi biz yapan parçalardır.